Kelamın Zirvesi: Kur’an-ı Kerim’in Mucizevi Boyutları

İnsanlık tarihi boyunca pek çok metin kaleme alınmış, nice edip ve şair sözün gücüyle kitleleri peşinden sürüklemiştir. Ancak bir kitap vardır ki, nüzulünden itibaren sadece bir inanç sistemi inşa etmekle kalmamış, aynı zamanda dil, bilim, gayb ve ahlak sahalarında erişilemez bir meydan okuma başlatmıştır.

Ümmi Bir Peygamberden (a.s.m) Çıkan Eşsiz Hitabet: Kur’an’ın en çarpıcı ve en etkileyici yönlerinden biri, onun tebliğ edildiği kaynaktır. Hz. Muhammed (s.a.v.), hayatı boyunca okuma yazma eğitimi almamış, o günün akademik veya edebi çevrelerinde bulunmamış ümmi bir şahsiyetti. Bir insanın, hiçbir beşeri eğitim almadan, dönemin en usta şairlerini dahi hayrette bırakacak bir belagatla ortaya çıkması, devamında 14 asırlık tarihte rakipsiz olması sözün kaynağının insanüstü yani vahiy olduğunu gösteren büyük bir işarettir.

Eğer bu kitap bir insan eseri olsaydı, o insanın geçmişindeki kültürel birikimin, okuduğu kitapların veya hocalarının izlerini taşıması gerekirdi. Oysa Kur’an; hukuktan astronomiye, ahlaktan devlet yönetimine kadar her alanda kusursuz bir nizam sunarken, bunu hayatı boyunca kalem tutmamış mübarek bir dilden (a.s.m) dökülen kelimelerle yapmıştır.

Belagat ve Edebiyat Mucizesi: Kur’an-ı Kerim, dilin zirve yaptığı bir dönemde, edebiyatın “pazar” kurduğu bir toplumda nazil oldu. O dönemde Araplar için söz söyleme sanatı, hayatın en büyük gayesiydi. Ancak Kur’an öyle bir üslupla geldi ki, ne şiirdi ne de düz yazı (nesir). Kendi içinde eşsiz bir kafiyesi, iç mûsikisi ve kelime seçimi vardı.

Kur’an’ın belagati, sadece kelime güzelliğinden ibaret değildir. O, az sözle çok mana ifade etme (îcâz) sanatının zirvesidir. Bir kelimenin yerini değiştirdiğinizde veya çıkardığınızda, o muazzam anlam örgüsü bozulur. En azılı düşmanları bile, gece gizlice Kur’an dinlemekten kendilerini alamamış ve “Bu, insan sözü olamaz; üstü meyveli, altı ise gür bir ağaç gibi” itirafında bulunmak zorunda kalmışlardır. Seslerin uyumu, kalplere işleyen ritmi ve her seviyeden insana hitap edebilen derinliği, onu edebi açıdan ulaşılamaz bir noktaya taşır.

Hem Kuran’ı Kerim’in emir ve yasaklarına başka hiçbir kitapta rastlanmayacak kadar bağlı olunması, hem Kuran’ın ibadet dışında hayata, ahlaka, ibadete, duaya, maneviyata taalluk etmesi de gösteriyor ki Kur’an uygulanma yönünden de eşsizdir.

Benzerinin Getirilememiş Olması (Tehaddi): Kur’an, sadece eşsiz olduğunu iddia etmekle kalmamış, bu konuda açık bir meydan okuma (tehaddi) başlatmıştır. Önce “Onun benzeri bir kitap getirin” demiş, sonra çıtayı düşürerek “On sure getirin”, en sonunda ise “Eğer yapabiliyorsanız, onun gibi tek bir sure getirin” buyurmuştur.

O günden bugüne, Arap edebiyatının en büyük dâhileri bu meydan okumaya karşı sessiz kalmış ya da denemeye kalkışanlar (Müseylime gibi) gülünç duruma düşmüşlerdir. Tarih boyunca Kur’an’ı susturmak isteyenler, kalemle karşılık vermek yerine kılıca sarılmak zorunda kalmışlardır. Çünkü kalemle ona galip gelmenin imkansız olduğunu bizzat dil ustaları idrak etmiştir. Tek bir ayetin bile edebi dengesini sarsacak bir karşılık yazılamamış olması, onun ilahi mührünü her çağda taze tutmaktadır.

Cahiliye döneminde Kâbe duvarına asılan en seçkin şiirlere Muallakât-ı Seb’a (Yedi Askı) denir. Ukaz panayırında seçilen ve altın suyuyla keten bezlere yazılan bu şiirler, Arap edebiyatının en yüksek belagat örneği kabul edilirdi. İmriü’l-Kays, Lebid, Amr b. Külsüm gibi şairlerin eserleri bu meşhur koleksiyonda yer alır. Kuran geldikten sonra bu şiirlerin hükmü kalmamış, Lebid’in kızı, Kur’an-ı Kerim ayetlerini (özellikle Bakara ve Âl-i İmrân surelerini) duyduğunda, ayetlerin edebi üstünlüğü ve belâgatı karşısında babasının şiirinin artık bir değerinin kalmadığını ifade etmiş ve kendi elleriyle Kabe’nin duvarından indirmiştir.

Gayb Haberlerinin Gerçekleşmesi: Kur’an’ın bir diğer mucizevi yönü, zamanın ötesinden verdiği haberlerdir. “Gayb” dediğimiz, o an için bilinmesi mümkün olmayan gelecek olaylar hakkında Kur’an kesin hükümler vermiştir. Bunun en bilinen örneği, Bizanslıların (Rum) Perslere karşı ağır bir yenilgi aldığı bir dönemde nazil olan Rum Suresi’dir. Kur’an, herkesin “Bizans bitti” dediği bir anda, onların birkaç yıl içinde (bid’i sinîn) galip geleceğini haber vermiştir. Aradan geçen kısa süre içinde, imkansız görünen bu zafer tam da Kur’an’ın dediği gibi gerçekleşmiştir.

Sadece siyasi olaylar değil, Mekke’nin fethi gibi stratejik müjdeler de henüz ortada hiçbir emare yokken verilmiş ve noktasına kadar yaşanmıştır. İnsan hafızası ve zekası geleceği tahmin edebilir, ancak asla böyle kesin ve şaşmaz bir doğrulukla “hüküm” veremez. Hem tahmin doğru da çıkabilir yanlış da çıkabilir bazen doğruyla yanlış arasında ortada bir yolda gidebilir fakat Kuran’ı Kerim ne demişse aynıyla, harfiyle vuku bulmuştur.

Ebu Leheb’in iman etmeyeceği Tebbet Süresiyle bildirilmiş bu sürenin nazil olmasından itibaren Ebu Leheb takribi 10 sene yaşamış olmasına rağmen yapmacıktan bile iman etmemiştir.

Rumların galip geleceğini bildirmiş; Persler karşısında mağlup durumda olan Rumların yeryüzünün en alçak noktasında, birkaç (3-9) sene içinde  galip geleceğini bildirmiş aynen ayetteki gibi gerçekleşmiştir.

Bilimsel İşaretler: Kur’an bir bilim kitabı değildir; ancak kâinatı yaratanın kelamı olduğu için, varlığa dair öyle işaretler taşır ki, bu bilgiler nüzul döneminde bilinen gerçekler değildir. Modern bilimin ancak son yüzyıllarda, teknolojik aletlerle keşfedebildiği pek çok hakikat, Kur’an ayetlerinde 1400 yıl önceden bildirilmiştir.

Evrenin Genişlemesi: Göğü biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz (Zariyat, 47) ayeti, Edwin Hubble’ın keşfinden asırlar önce evrenin statik olmadığını söylemiştir.

Embriyoloji: İnsanın anne karnındaki oluşum evreleri (alak, mudga aşamaları), mikroskobun olmadığı bir çağda anatomik bir kesinlikle tarif edilmiştir.

Parmak İzleri: Kıyamette insanın yeniden yaratılışından bahsederken “parmak uçlarına kadar” vurgusu yapılması, her insanın parmak izinin eşsiz olduğunun henüz bilinmediği bir çağda çok ince bir detaydır.

Ağır Bulutlar: Ayet bulutların ağır olduğundan bahseder. Yakın zamanda yapılan araştırmalar neticesinde bulutların ağır olduğu keşfedilmiştir. Örneğin bir strocumulus fırtına bulutunda 300.000 ton su bulunmaktadır.

Bu işaretler göstermektedir ki; Kur’an’ı gönderen ile kâinatı yaratan aynı Kudret’tir. Bilim ilerledikçe Kur’an eskimez, aksine her yeni keşif onun ayetlerini daha iyi anlamamıza vesile olur.

Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim; ümmi bir peygamberin (a.s.m) mübarek dilinden dökülen, edebi dehasıyla susturan, benzeri getirilemeyen, geleceği haber veren haber verdiği gibi gerçekleşen ve bilimsel gerçeklerle zamanı kuşatan bir mucizeler kitabıdır. O, sadece dinimizin kutsal metni değil; her harfiyle, Ben alemlerin Rabbinin kelamıyım diye haykıran ebedi bir hakikattir. İnsanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu Güneş’in ışığı sönmeyecek; aksine karanlıklar içinde Güneşin ışığına her geçen gün daha çok ihtiyaç duyulacaktır.

Paylaş