Peygamberlerin Hak Olduğunun Akli Delilleri Nelerdir

Sual: Allah evreni fizik, kimya, biyoloji kanunları ile yaratır. Bu gibi deliller Allah’ın varlığını gösterir fakat dinlerin gerçek olduğunu gösterir mi?

Cevap: Kâinat gibi muazzam bir mülkün ve sistemin yaratıcısız olamayacağı, Güneş’in varlığı kadar aşikardır. Yerde ve gökte, canlıda ve cansızda, atomun mikroskobik dünyasından galaksilerin makroskobik ihtişamına kadar her yerde var olan hikmet, nizam, gaye, denge ve altın oran gibi estetik ölçüler, Allah’ın varlığının sayısız delillerindendir. Akıldan, şuurdan ve iradeden tamamen yoksun olan atomların kör tesadüflerle bir araya gelerek düşünen, hisseden ve kesif bir bilince sahip olan insanı oluşturması, ancak sonsuz ilim, mutlak irade ve sınırsız kudret sahibi bir Zatın yaratmasıyla mümkündür.

Akıl ve mantık silsilesi içinde bütün bu gerçekler düşünüldüğünde, bu kadar büyük ve ince ayarlı bir kâinatı var eden Yaratıcı’nın, kâinatın özeti hükmündeki insanı başıboş bırakacağını iddia etmek çok büyük bir mantık yanılgısıdır. Gözle göremediğimiz, ancak mikroskop altında varlığına şahit olduğumuz en küçük mikroorganizmaları bile rızık ve hayati mekanizmalarla başıboş bırakmayan Allah, elbette kâinatın en şerefli ve en donanımlı misafiri olan insana da belli kurallar ve sorumluluklar çerçevesinde bir yaşam tarzı belirleyecektir. Düzen koyucu olan bir iradenin, en büyük düzeni beklediği insana rehber (din ve peygamber) göndermemesi düşünülemez.

Eğer Allah’ın varlığı kabul edilir de dinlerin vadettiği cennet ve cehennem, yani aşkın bir adalet boyutu reddedilirse, bu sefer akılla ve vicdanla çözülmesi imkânsız pek çok problem ortaya çıkacaktır. Örneğin; cennet ve cehennem yoksa adil ile zalim, alim ile cahil, iyi ile kötü mutlak bir yok oluşta eşitlenecektir. Bu durumda insanlık için çalışmanın, zulme karşı mücadele etmenin ve iyilik yapmanın hiçbir rasyonel amacı kalmayacaktır. Gazze’de masumları katleden Netanyahu ile orada zulüm altında can veren mazlum bebekler ölümle birlikte aynı hiçlikte eşitlenecektir. Milyonlarca insana acımasızca diz çöktüren Stalin, Mao ve Pol Pot gibi diktatörler ile onların zulmü altında yıllarca işkence çeken, hayatları kararan insanlar aynı akıbete uğrayacaktır. Hangi temiz vicdan, hangi özgür hürriyet ve hangi selim akıl böyle bir adaletsizliği tasdik edebilir? Dinlerin varlığı, bu mutlak adaletin tecelli edeceğinin en büyük teminatıdır.

Yine aynı mantıkla, Allah’ın varlığı kabul edilip dinin getirdiği ulvi hakikatler inkâr edilirse; insana lütfedilen akıl, şuur, vicdan ve ebediyet (sonsuzluk) arzusu gibi manevi fakültelerin insana boşa, hatta bir azap vasıtası olarak verildiği iddia edilmiş olur. Bu durumda insanın sadece yemek, içmek ve üremekten ibaret biyolojik bir makine olduğu tasdiklenecek, insan ile hayvan arasında hiçbir mahiyet farkı kalmayacaktır. Halbuki insandaki bu sonsuzluk iştiyakı ve adalet arzusu, ancak bu dünyayı aşan bir din ve ahiret inancıyla anlam kazanabilir.

Eğer Allah’ın varlığı kabul edilip peygamberlerin gönderilmediği varsayılırsa, her toplum kendi yerel örf, adet ve vahşi insiyatifleriyle baş başa bırakılmış sayılacaktır. Hindistan’daki insanlık dışı kast sistemi ya da Afrika’daki kabilecilik gibi güçlünün zayıfı acımasızca ezdiği sistemler doğal birer süreç olarak normal kabul edilecek; bunları evrensel bir ahlakla düzeltecek ilahi bir müdahalenin (nübüvvetin) olmadığı iddia edilecektir. Bu durum, insanın fıtratında var olan genel ahlak yasasına ve merhamet duygusuna tamamen aykırıdır.

Deizmin temel argümanlarından biri de beşerî akla ve modern bilime duyulan sarsılmaz, adeta dogmatik güven ilişkisidir. Ancak insanlık tarihinin bilimin emekleme aşamasında olduğu, teknik imkanların son derece cüzi kaldığı geçmiş dönemlerini göz önüne alırsak bu argüman tamamen çökmektedir. Zira bugün konforlu odalarında deistlere rasyonel ve estetik gelen bu soyut anlayış, geçmiş asırlardaki insanlık trajedileri karşısında hiçbir tesellisi ve karşılığı olmayan bir hiç hükmündedir. Eğer deizm mutlak ve doğru bir sistem olsaydı, sadece bilimin parladığı modern çağa değil, tüm zamanları ve tüm insanlık tarihindeki toplumları kapsayacak evrensel, sürdürübilir bir hareket olması gerekmez miydi? Tarihin büyük bir kısmını dışarıda bırakan bir anlayış, elbette gerçek bir inanç çeşidi olamaz.

Eğer Allah yeryüzüne şeriat, yani herkesi bağlayan kurallar koyarak müdahale etmeseydi, kişisel ve toplumsal ahlak ilkeleri içinden çıkılmaz bir kaosa ve çelişkiye sürüklenecekti. Bugün bile kimine göre alkol, zina, faiz ve kumar gibi durumlar bireysel özgürlük sınırları içinde normal kabul edilirken, kimine göre toplumu çürüten ağır birer suç ve ahlaksızlıktır. Beşerî aklın göreceliği karşısında bu ikilemleri ortadan kaldıracak, zamandan ve mekandan bağımsız, mutlak ve yüce kanunlar olmak zorundadır. Eğer bu ilahi kanunlar gelmeyecekse, kişisel ve toplumsal ahlak problemleri ne ile çözülecektir? Birinin doğru kabul ettiğini diğerinin suç sayarak hayata geçirdiği bu kaotik ikilemi, hangi beşerî sistem mutlak bir uzlaşıyla çözebilir?

Sonuç olarak; Allahu Teâlâ bu kâinat gibi muazzam bir mülkü büyük bir hikmet, amaç ve sanatsal estetikle yaratıp insanların müşahedesine sunduğu gibi; insanı da başıboş bırakmayıp en güzel bir biçimde fıtratlandırarak ona peygamberler aracılığıyla hayat kuralları koymuştur. Eğer bu kurallar ve din mekanizması reddedilirse, yeryüzünde ortaya çözülemeyecek yığınla sosyolojik, psikolojik ve ahlaki sorun çıkacaktır. Nitekim günümüzün sadece sınırlı insan aklına dayanan beşerî yasaları da bu yetersizliğe çok büyük bir örneklik teşkil etmektedir. Hemen her gün yürürlükteki herhangi bir yasadan, ve bu yasanın meydana getirdiği adaletsizliklerden ötürü mağdur olan insanlar medyanın gündemine gelmekte ve bu yapısal mağduriyetlerin sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. İnsanlığın malumu olan bu küresel ve felsefi krizleri, vahiyden beslenmeyen hangi cüzi akıl, hangi şahıs ya da hangi sınırlı kanun tek başına çözebilir? Elbette ki selim bir akıl, sarsılmaz bir mantık ve temiz bir vicdan şu hakikati teslim edecektir: Güneş, fiziksel hayatın devamı için dünyaya nasıl mutlak bir ihtiyaçsa; peygamberler ve onların getirdiği hakikatler de insanın manevi, ahlaki ve fikri tekamülü için bu aleme öyle lazımdır.

Akıl ve vahyin kaçınılmazlığı isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/deizmin-cikmaz-sokaklari-akil-ve-vahyin-kacinilmazligi/

Paylaş