Sual: Dünyada neredeyse tüm canlılar birbirlerini yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor. Bu düzensizlik değil midir ya da bu olayların arkasındaki hikmetler neler olabilir?
Cevap: Bir canlının diğerini yemesi, insan olarak kendi penceremizden bakınca bize ters gelebilir. Ama Allah’ın doğaya koyduğu yasalar penceresinden bakınca bu bir kıyım değil, enerjinin muazzam bir dönüşümüdür. Ölen bir canlı toprağı besler; topraktan çıkan otu geyik yer, geyiği aslan yer. Aslan ölür, yine toprağa döner. Allah’ın koyduğu kanunlar gereği, alemimizdeki hiçbir şey israf olmaz. Vahşet dediğimiz şey, aslında hayatın devamına hizmet eden ve biyolojik sürekliliği sağlayan bir hikmet döngüsüdür. Bu döngü sayesinde ölüm, bir son olmaktan çıkıp yeni hayatların mayası haline gelir. Her canlı, kendisinden sonraki nesillerin ve türlerin var olabilmesi için adeta bir köprü görevi görür ve böylece ilahi ekosistem kesintiye uğramadan işlemeye devam eder.
Eğer canlılık aleminde sadece ot yiyen hayvanlar olsaydı ve etçiller bulunmasaydı ya da bütün canlılar sadece otla beslenseydi, bu sefer de hayvanların nüfusu her yıl katlanarak artacaktı. Bunun sonucunda yeryüzündeki otlar çok kısa bir süre içinde bitecek, oksijen üretecek ağaç ve yeşillikler kalmayacak ve canlılık çok kısa bir süre içinde kendi sonunu hazırlayacaktı. Etçil canlılar, sadece avlanmakla kalmaz; aslında otçul popülasyonunu dengede tutarak bitki örtüsünün, yani yeryüzünün akciğerlerinin korunmasını sağlarlar. Doğadaki av-avcı ilişkisi, ilk bakışta bir çatışma gibi görünse de yeryüzünün çölleşmesini engelleyen ve gezegeni yaşanabilir kılan en temel unsurlardan biridir.
Eğer bir hayvanın diğerini yediği bir senaryonun hiç olmaması isteniyorsa, bunun son noktası hayvanların dünyada hiç var olmaması gerektiği düşüncesine çıkar. Ancak bu sefer de Allah’ın yaratması, yönetmesi, idaresi, idamesi, sanatı ve ilmi gibi yüce unsurlar gizlenecek ve bizler Allah’ın isim, sıfat ve fiillerinden tam olarak haberdar olamayacaktık. Zira her bir hayvan türü; benzersiz anatomisi, hayatta kalma refleksleri ve sahip olduğu içgüdüleriyle ilahi sanatın birer harikasıdır. Canlılar alemindeki bu muazzam çeşitlilik, Yaratıcı’nın es-Sani (sanatkarane yaratan) ve el-Alîm (sonsuz ilim sahibi) gibi isimlerinin yeryüzündeki canlı birer aynası hükmündedir; onların yokluğu, bu tecellilerin eksik kalması anlamına gelirdi.
Bunlara ek olarak, toprak içinde yaşayan ve gözle görülmeyen mikroorganizmaların sayısının da belirli bir orantıda olması şarttır. Biyosfer 2 deneyinde de açıkça görüldüğü üzere, bir ortam çok nemli ve toprağı gereğinden fazla verimli olduğunda, üreyen mantar ve bakterilerin önü alınamazsa mikroorganizmalar aşırı bir hızla çoğalarak ciddi bir oksijen tüketimine yol açmaktadır. O deneyde de oksijen oranı kısa bir sürede %21 seviyesinden %14 seviyesine düşmüş ve canlıların yaşamını devam ettirecek sınırları zorlamaya başlamıştı. Bu bilimsel tecrübe bize göstermiştir ki, gözümüzle bile göremediğimiz küçücük bir bakterinin nüfusundaki dengesizlik, koskoca bir yaşam alanını felakete sürükleyebilir. Demek ki mikroskobik dünyadaki nizam ile makroskobik dünyadaki nizam, birbirine görünmez zincirlerle bağlıdır ve en küçük halkanın kopması bile tüm sistemi felç etmeye yeterlidir.
Görüldüğü üzere dünyamızda, her yönüyle çok ince ayarlanmış mükemmel bir uyum ve düzen söz konusudur. Dışarıdan yapılacak herhangi bir bilinçsiz müdahale ya da “sistemi daha iyi yapalım” düşüncesiyle denklemlerden herhangi birinin değiştirilmesi, dünyadaki yaşamı tamamen imkânsız hale getirebilirdi. Bundan dolayı, var olan her şeyin arkasında insanın sınırlı aklıyla kavramakta zorlandığı, ancak derinlemesine incelendiğinde hayranlık uyandıran kusursuz bir denge, matematik ve hikmetin olduğu açıkça anlaşılmış olur. Evrendeki bu hassas ayarlar, tesadüflerin veya başıboş bir kaosun değil, her şeyi her an ölçüyle var eden mutlak bir iradenin eseridir. İnsana düşen, bu muazzam mekanizmayı bozmaya çalışmak değil, onun arkasındaki sonsuz ilmi okuyup hayretle tefekkür etmektir.
Biyosfer 2 deneyiyle alakalı yazıya ulaşmak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/yeryuzunde-var-olan-harika-isler-kimin-eseri/



