İslam medeniyeti, her konuda olduğu gibi su yönetimi, temizlik (taharet) ve halk sağlığı konularında da fıkhi hükümler getirmiştir. İlk dönem fıkıh kitaplarında satır aralarında kalan, ilk bakışta sadece dönemsel birer ölçü birimi gibi algılanan kimi hükümler, günümüz çevre mühendisliği ve su mikrobiyolojisi ışığında incelendiğinde arkasında mükemmel bir koruyucu hekimlik ve su güvenliği protokolü barındırdığını gözler önüne sermektedir. Bu kuralların en somut ve mucizevi örneklerinden biri, fıkıh literatüründe Kulleteyn (İki Kulle) Hadisi olarak bilinen nebevi ölçüdür.
Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı dinledim. Kendisine çöl bir arazide bulunan, açıkta kalan bir sudan ve ona uğrayan hayvanlar ile vahşilerin durumundan soruluyordu. Şöyle cevap verdi: Eğer su iki kulle miktarında olursa pislik taşımaz! (Ebû Dâvûd, Tahâret 33, H. No: 63; Tirmizî, Tahâret 73, H. No: 67; Nesâî, Siyâh 1, H. No: 52; İbn Mâce, Tahâret 74, H. No: 517)
Hadis-i şerifte geçen kulle (çoğulu kılâl), kelime anlamı olarak dönemin şartlarında kullanılan büyük su küplerini, testilerini ifade eder. Bazı âlimler bir kulleyi ikiyüz elli rıtl yani ortalama yüz litre olarak kabul etmiştir.
Şâfiîlere göre, suyun miktarı bu hacme (iki kulleye) ulaştığında; ondan vahşi hayvanlar içse veya içerisine bir pislik düşse bile, suyun asli nitelikleri kokusu, tadı veya rengi bozulmadığı müddetçe o su temiz ve temizleyici sayılır.
Hanefîler, suyun temizini pisinden ayırmada daha ziyade çevre şartlarını ve re’y (hukuki muhakeme) kriterlerini esas alarak farklı tahdidlerde bulunmuşlardır. Bu meyanda Hanefî literatüründe kulleteyn ölçüsünden ziyade, “havz-ı kebîr” (büyük havuz) tabirine yer verilir.
En çok benimsenen görüşe göre; yüzeyi yüz arşın kare genişliğinde olan havuz, büyük havuzdur. Havuz eğer kare şeklinde ise her bir kenarı on arşın olmalı; yuvarlak ise çevresinin otuz altı arşın olması gerekir. Ayrıca bu havuzdaki suyun derinliği, su el ile avuçlandığında elin dibe değmeyeceği veya dibindeki toprağı bulandırmayacağı bir derinlikte (en az bir karış) olmalıdır. Hanefîlerin bu geniş havuz şartı da aslında suyun hacmini büyüterek dış etkenlere karşı direncini artırma mantığına dayanır.
Hadis-i şerifte geçen kulleteyn ifadesine yapılan fıkhi açıklamalar ve çizilen sınırlar, modern çevre mühendisliği ve toksikoloji laboratuvarlarında adeta yeniden keşfedilmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bizlere bildirdiği bu hacimsel sınır, suyun mikrobiyolojik direncine dair büyük bir hakikati ortaya koymaktadır.
Toksikolojinin ve çevre mühendisliğinin en temel kurallarından biri, ünlü hekim Paracelsus’un da kavramsallaştırdığı şu kaidedir: “Zehri zehir yapan dozudur.” Modern su güvenliğinde bir patojenin ya da bakterinin insanı hasta edebilmesi için “infektif doz” (enfeksiyon yapma eşiği) adı verilen asgari bir yoğunluğa ulaşması gerekir. 2 litrelik küçük bir kapta ya da durgun bir kovada ölümcül olabilecek, infektif dozu katbekat aşacak bir bakteri yoğunluğu; 200 litrelik, ya da 10 arşın uzunluğunda bir havuzun (iki kullelik) su kütlesine düştüğünde yüksek oranda seyrelerek (dilüte edilerek) etkisizleşir. Su, patojen yükünü kendi hacmi içinde eritir, insan vücudunun savunma sisteminin kolayca alt edebileceği zararsız bir seviyeye geriletir.
Doğal Arıtma Mekanizması, Otopurifikasyon: Açık arazideki büyük su kütlelerinde, Allah’ın doğaya koymuş olduğu kanunlar neticesinde otopurifikasyon (suyun kendini temizlemesi) mekanizması işler. İki kulle ve üzeri su hacimleri, dış ortama açık olduklarında şu biyolojik ve kimyasal süreçleri meydana gelir.
Çözünmüş Oksijen ve Aerobik Bakteriler: Hacim büyüdükçe suyun atmosferle temas eden yüzeyinden ve kendi iç dinamiklerinden ötürü çözünmüş oksijen miktarı yüksek kalır. Bu oksijen, suya dışarıdan giren organik atıkları (necaseti) hızla parçalayarak nötralize eden yararlı aerobik bakterileri besler ve suyun kokuşmasını önler.
Güneş Işığı ve UV Radyasyonu Etkisi: Çöl ve açık arazide iki kullelik suyun yüzeyi, kesintisiz bir biçimde güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalır. UV ışınları, suyun üst ve orta katmanlarında gezinen zararlı patojenlerin DNA yapısını bozarak onları deaktive eder. Bu durum, modern su arıtma tesislerinde uygulanan UV ile dezenfeksiyon yönteminin doğal bir versiyonudur.
Organoleptik Analiz; Renk, Tad ve Koku: Hadisin, suyun necis (kirli) sayılması için koyduğu nihai ve sarsılmaz şart şudur. Giren yabancı madde suyun rengini, tadını veya kokusunu değiştirmemelidir.
Modern gıda güvenliği ve su kalitesi kontrol laboratuvarlarında da ilk ve en pratik aşama organoleptik (duyusal) analizdir. Eğer iki kullelik bir suyun rengi dönmüş, kokusu ağırlaşmış veya tadı bozulmuşsa, bu durum bilimsel olarak biyokimyasal atık yükünün, suyun otopurifikasyon (kendini temizleme) kapasitesini tamamen aştığını gösterir.
Bilimsel olarak bu biyolojik sınır aşıldığında o su artık salgın hastalıklara davetiye çıkaran bir mikrop yuvasıdır. Fıkıh da tam olarak bilimin işaret ettiği bu sınırda durur ve keskin hükmünü verir: O su artık necis olmuştur, kullanılamaz.
Sonuç olarak asırlar öncesinin çöl şartlarında, mikroskobun, bakteriyolojinin ve çevre mühendisliğinin esamesinin okunmadığı bir devirde; suyun biyolojik güvenliğini iki kullelik bir hacim eşiği üzerinden açıklamak büyük bir mucizedir. Bununla beraber tefsirlerde renk-tat-koku şartını koymak ve günümüzde bunun ispatlanması bu alimlerin nebevî metot üzerinde olduğunu göstermektedir.
Suyun aslı temizdir isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/suyun-asli-temizdir-hadis-i-seriflerin-gunumuz-aritma-teknolojilerine-isareti/



